Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi

“Hani bazen her şeyin üzerinize geldiğini hisseder de hep beni mi buluyor diye sitem edersiniz ya, en kötüsüyle karşılaştığınızda aslında o sitemin ne kadar yersiz olduğunu anlarsınız. Basit meseleler örneğin; arkadaşımla tartıştık, sevgilim beni anlamıyor, iş yerinde problemlerim var, maaşım bana yetmiyor gibi gibi… Bu liste uzar gider böyle. Elbette bu sayılanların hemen hemen hepsi de can sıkılmasına kafi gelecek şeyler. Ancak çaresi olmayan dertler değil.”

Peki çaresi olmayan dert Nedir?

Çaresi olmayan dert  ölüm dışında tabi ki HASTALIK!!! 

Öyle bir elinizi kolunuzu bağlar ki, çaresizliği iliklerinize kadar hissedersiniz. O zaman paranın açmadığı kapıların varlığına varır, daha açık anlatımıyla parayla sağlık alamayacağınızı anlarsınız. Para dünya üzerinde size her şeyi sağlayabilir. İtibar, ün, makam, mevki, gerekli gereksiz eş, dost, akraba, yat, kat, villa, köşk, saray, hatta ve hatta geçici ve küçük olsa da mutluluk bile satın alabilirsiniz. En güzel yemekleri yer, en şık giysileri giyersiniz. Ama hastalandığınızda, paranızla en iyi doktorlara görünseniz dahi sağlığınızı satın alamazsınız. İflas eden her hangi bir organınızın eskisini verip yerine yenisini alamazsınız. En basiti paranızla hani fakında olmadan ve o kadar olağan şekilde günde 23.000  kez aldığınız nefes var ya, onun bir tanesini bile alamazsınız!

Acı olan taraf ise insan ne yazık ki bunu ya kendi başına yada yakınlarından birinin başına gelince anlıyor. Ben de bunu acı tecrübe edenlerdenim. En yakınınız çaresiz komada ve siz hiç bir şey yapamıyorsunuz. Solunum cihazının o hiç insan soluğuna benzemeyen sesi ve soğukluğu en sevdiğiniz varlığı hayattan koparmamak adına acı acı çalışıyor. ancak siz o hortumları söküp yerine paranızla sıcacık bir soluk alamıyorsunuz.  Kendi aldığınız nefesin bir tanesini bile ona veremiyorsunuz.

İşte hayattaki bütün saçma dertlerin bittiği nokta  hastane koridorlarıdır. En alt katta morg, yukarıda yoğun bakım. Aradaki merdivenler ise, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi. O ince çizgi sizi kendinize getirmeye yetiyor. O zaman öğreniyorsunuz hastanızın yattığı kata çıkan merdivenler kaç basamak, koridorda kaç tane karo var, günde kaç hasta geliyor, kaç hasta gidiyor, doktorlar hemşireler kaç vardiya çalışıyor… İstemsizce o çaresizlik içinde öğrenmek zorunda kalıyorsunuz bunları.

Canınızın bir parçası elinizi uzatsanız tutabileceğiniz kadar yakınken aynı zamanda da dünya dışında başka bir gezegendeymişcesine uzak size. Günleriniz, aylarınız tek bir parmağını hareket ettirsin diye dua etmekle geçiyor. Korkuyorsunuz, gözlerinin rengini, sesinin tonunu unutmaktan. Üzerine sinmiş hastane, ilaç kokusunun arasında onun konusunu bulamamaktan korkuyorsunuz. Kesilmesi gereken saçlarını uyanırsa üzülür diye kestirmekten korkuyorsunuz. Ve bir gün siyah bir ceset torbasında size verilince o saçlar, onu bu şekilde parça parça kaybetmekten korkuyorsunuz. Ölüm hak, kaçış olmadığını elbette biliyorsunuz. Ancak bu şekilde bir kere değil her gün ölüyorsunuz.

Ve bir gün paranın satın alamadığını, Yaratıcının izniyle zaman ve sabır size getiriyor. Ve dünya üzerinde hiçbir mülkün size sunamayacağı mutluluk her zerrenizi aynı ahenkle kaplıyor. O zaman bir kez daha anlıyorsunuz ki, hayattaki en güzel ve önemli şey sağlık, gerisi, ötesi, berisi teferruat hepsi bu.

“Sevgili arkadaşım; şimdi bir yerlerde hastane koridorlarındaki karoları ezberleyen kişi sen isen, sabret ve ümidini asla kaybetme. Allah’ın izniyle zaman sana güzel şeyler getirecek. Onun aramızdan ayrıldığını düşünme. O var ve bizimle. Uyanıkmış gibi konuş, okşa saçlarını tut elini, senin varlığın ona güç verecek ve bu güçle kendi savaşını yeneceğini ümit ediyorum. Her şeyi diyecekler, yaşamaz diyecekler, konuşamaz , yürüyemez, yatağa bağımlı kalacak diyecekler. Hiç birine kulak asma, o gözlerini açtıktan, hayata merhaba dedikten sonra inan bana her şey güzel olacak. Yeter ki Ondan vazgeçme.

Ve hastalıkla mücadele eden kişi sen, evet sana diyorum:Saçların, kaşların hatta kirpiklerin dahi dökülmüş olabilir veya solunum cihazı olmadan nefes alamıyor olabilirsin, yada diyaliz makinesine bağlanmaktan yorgun düştün, yada bacakların veya ellerin tutmuyor, konuşamıyorsun, yaşamaya takatin kalmadığını düşünüyorsun. Ağrıların seni uyutmuyor çevrendekilere yük olduğunu düşünüyorsun. Sevgili arkadaşım bilsen sen ne kadar kıymetlisin. Senin tutmayan kolun bacağın olmak için can atan sevdiklerin var. Sende yoksa bende de olmasa da olur diye saçlarını kazıtan ailen var. Diyalizde sırf senin gözlerinin ışığıyla yüreğini ısıtan, elini tutan sevdiceğin var. Lütfen ama lütfen vazgeçme hayattan. Bu senin savaşın ve sonuçta sen kazanacaksın. Buna yürekten inan ve önce en çok sevdiklerine ve sonrada hayata yine yeniden kocaman sarıl. Unutma sen çok güzel bir detaysın…”

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

7 Cevaplar

  1. Cansu dedi ki:

    O kadar güzel yazmışsınız ki, o kadar iyi geldiki sagolun. Annenize bol şifalar diliyorum. Allah sevdiklerimizi başımızdan eksik etmesin.

    • Zübeyde Çeri dedi ki:

      Çok teşekkür ederim, bütün hastalarımıza inşallah.

      • Sevil secgin dedi ki:

        Çok tesekur ederiz sanki bizi anlatmışsınız tam 3 ay olucak canım anneci mi yoğun balıkçılları beyin kanamas. Gecirdi canım annem bilinci kapalı tronoskobivar karnindan besleniyor kaderimiz deyip sabrediyoruz iyileşecek kendine gelecek umuduyla bekliyoruz İnŞALLAH

  2. Sevim dedi ki:

    Sizin gibi babasını erken yaşta kaybetmiş, annesini yoğun bakım kapısında bekleyen biri olarak aklıma ilk gelen kelimeler Araf, ve Zor ; her zorda bir kolaylık vardır. Dua bence sevmek ; Allah ı ve yarattığı herşeyi sevmek ve sevilenler için yaradandan istemek. Analar babalar evlatlarını bu kadar severken yüce rabbimde bizleri seviyordur ve bizim için en iyi olanı olduracaktır.
    Sevgiyle, Allah güç versin.

  3. Tülay dedi ki:

    Şimdi ben o koridorlardayım… 46. Gündür yoğun bakımdayız. eşim şiddetli bir beyin kanaması geçirdi 40 yaşında. Ameliyat oldu Sol Kafatası çıkarılıp bacağına kondu. Gözlerini açtı bizleri tanıyor ama sağ tarafı tutmuyor konuşamıyor ağzını açamıyor yemek yiyemiyor kendi tükürüğünü yutamıyor. Boğazda tirekostomi var ve miğdesinde de delik açıldı ordan mamayla besleniyor. Annenizdede yutkunma ve yemek yeme konusunda sorunlar olmuşmuydu acaba bilgi verirseniz çok sevinirim

    • Zübeyde Avcı dedi ki:

      Merhabalar Tülay hanım çok çok geçmiş olsun. Evet annemde de yutkunma problemi vardı. Trake varken bir süre yutkunmada problemi yaşıyor hastalar. Beyinin sağ tarafı darbe aldığı için ne yazık ki, sol taraf etkileniyor. Biraz zamana ihtiyacınız var sonucu tam anlamak için. Bir süre sonra kafatası kemiği tekrar yerine takılacak. Ödem olup olmayacağı ve hasarlı bölge iyileşene kadar ,kemik o bölgeye baskı yapmaması için çıkartılıyor.Hücrelerde ölme olmasın diye de vücutta bir bölgeye yerleştiriliyor. Bazı hastalarda karın içine yerleştirilir.Anladığım kadarıyla kazanın boyutu büyük, bu sebeple zamanla ne kadar hasar var kesinleşecektir. Ancak yaşı genç ve erkek hastalarda daha çabuk bir toparlama olduğunu ben bizzat görüştüğüm kişiler vasıtasıyla biliyorum. Umarım bunların hepsi geçmiş birer kötü anı olarak kalsın siz ve aileniz için. Tekrardan geçmiş olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.