Affedebilmek…

Affedebilmek…

 İnsan yaratılışı gereği hata yapmaya oldukça müsaittir. Her ne kadar eşrefi mahluk olarak yaratılmış olsa da, yüce yaratıcının kudreti karşısında aciz olduğunun farkında olsun diye bu şekilde yaratılmıştır.

Hataya müsait olan insan fıtratı yine hatasının farkına vararak, kendini bulma yoluna gidebilir. Hatalarından ders çıkarmayı bilen bir birey, en derin yıkımları bile hayatına tecrübe olarak döndürebilir. Bu nedenle hatada ısrarcı olmak yerine, özür dilemenin tarifsiz huzuruna ulaşmak, hem kişiyi vicdan azabından kurtaracak hemde hatasından dolayı zarar gören tarafın bir nebze olsun içini rahatlatmaya vesile olacaktır. Yeter ki özürle telafi edilebilecek bir hata olsun.

Madalyonun öteki yüzüne döndüğümüz zaman, yapılan yanlıştan dolayı üzülmüş, kırılmış, incinmiş ve belkide derin yaralar almış kişi için durum oldukça zordur. Ya kendine acı vermeye devam ederek bu hatanın gölgesini hayatının üzerinde daim kılacak, yada ruhunu özgür bırakacak yani affedecektir.

Affetmenin sözlük anlamı, yapılan bir hatanın üzerinde durmayarak hoş görülü davranmak demektir. Bu oldukça büyük bir gönül ve tevazu gerektirir. Peki bu denli büyük bir gönüle sahip miyiz, yada ne kadar affedebiliyoruz?

Affetmek sadece sözde olduğu zaman,” tamam özrün kabul edildi seni affediyorum” deyip, bunu fiile geçirmediğimiz de bu yanlışın esiri oluruz. Bize yapılan yanlış, içimizi adeta bir kurt gibi her geçen gün kemirir ve kızgınlığımızın nefrete dönüşmesine sebep olur. Nefret de intikam duygusunu besleyeceğinden, bu dürtü bizi içinden çıkılması imkansız bir dehlize sürükleyecektir. Oysa biz affetmemişmiydik? Affediyorum dememişmiydik?

Bu noktada dilimizle kalbimizi aynı senkronizasyonla hareket ettirememiş,  affetme erdemini sadece dilimize yüklemiş, içimizdeki intikam ateşini de bir yandan körüklemeye devam etmişiz demektir. Peki bu davranışımızla ne kadar samimiyiz? 

Neden bu hatayı bütün bir yaşam boyunca boynumuza yük ederek esiri olalım ki? Gerçekten karşımızdaki sevdiğimiz bir kişi ise, neden kısasa kısas yaparak canını yakalım? Ya o bilinçsiz bu eylemi gerçekleştirmişse, neden aynı yerden hemde bilinçli olarak canını yakalım? Yada hatasından dolayı müzdarip olduğumuz kişi gerçekten nefretimize layık biriyse, neden hayatımızı ona nefret duyarak ve kahrolarak harcayayım? Onun yanlışına karşı gecelerimizden uykuyu, gündüzlerimizden umudu niçin kaldıralım? Neden canımızı yine yeniden her gün aynı yerinden yakmasına izin verelim?

Ruhunuzu içinden çıkılmaz karanlık ve kör kuyulara atmayı bırakın. Affetmenin tarifsiz tadına vararak özgürlüğün tanıdı çıkarın. Affettikçe yükselecek, yükseldikçe huzura ereceksiniz. Ömrünüzü size yapılan hatayı pranga gibi ayağınızda taşıyarak geçiremezsiniz. Unutmayın ki affetmek bir seçimdir. Hem de ruhunuzu özgürleştiren bir seçim.

Affedin,,,

Dilinizle değil, kalbinizle, ruhunuzla, bütün bir benliğinizle beraber affedin.

Ruhunuzu huzura erdirin.

Sonrada affettiğiniz için kendinizi affedin…

Daha mutlu ve daha huzurlu olmanız temennisiyle.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Cevap

  1. Mavi dedi ki:

    Affedilebilmek ve Affedebilmek eğer gerçekten sevmiş se insan yapabilir.
    Esas olan sevmektir sevebilmek sevilebilmek .Işin sırrı burada .Gerçek sır hakiki ve sınırsız sevgiyi o küçücük kalbe yerlestirende..
    Yaradilani severiz Yaradandan ötürü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.